Küllerinden Doğan Anka Kuşu

Hiç bir şeyin Rastlantı olmadığını bilen ben, her şeyin olması gerektiği gibi Biçim aldığına inanan ben ilk Defa böylesine geri arkaya Rastlantı kelimesinin gerçeğinin dışına çıkarak “olmaz böyle şey” der gibi bu hikâyeyi fazlaca duydum nihayet zamanlarda…

fazla uzaklardan bir ses, bir hoş erk olsa lazım kendisi… Bana bu senenin nihayet sürpriz irticalen tanımını yaparak Anka Kuşu’nun hikâyesini hatırlattı…
Bende bu senenin nihayet hoş yazısını bu betimlemeden çok etkilendiğim için böyle yazarak kapatmak istiyorum.

Küllerinden doğan başka bir deyişle, Zümrüdü Anka kuşu öleceğini hissettiği vakit kendisine ağacın kuru dallarından bir yuva yapar ve hiçbir vakit ne olduğu anlaşılmayan bir yapışkanla yuvayı sıvar, yuvanın içinde ölümü bekler.

Ta ki güneş bütün görkemiyle ortaya çıkıp, kuru dalları yakıncaya kadar… Simurg oluşturduğu yuvada yanarak ölür ve küllerinden yeniden doğar.
Bu kısır döngü sürerken, kuşların başına bir gün öyle bir talihsizlik gelir ki, Simurg’tan yardım istemeleri gerekir. Aniden Simurg’un uzun müddettir hiç görünmediğini ayrım ederler. Öyle çok beklerler ki yuvasından çıkıp havalanacağı hatıra. nihayetinde umudu keserler. Tam her şeyin bittiğini düşündükleri bir anda, çok uzaklardaki bir ülkede, Zümrüdü Anka kuşunun kanadından bir tüy yer alır. Umutları yeniden yeşeren bütün kuşlar, birlik olup Simurg’un yuvasına gitmeye karar verirler.

Ancak Zümrüdü Anka kuşu yuvası, etekleri bulutların üstünde olan, görkemli Kaf Dağı’nın tepesindedir. Oraya erişmek için, yedi dipsiz vadiyi geçmek gerekmektedir. Bu vadiler öyle zorludur ki, yolda bir sürü kuş kaybolur.

1. Vadi: İrade vadisi


Burası kuşlar için bir cennettir. Aradıkları her şeyi istem, istenç vadisinde bulurlar. Bir anda her şeyi isteyebileceklerini ayrım ederler. Sınırlar yoktur. Zevke, sefaya, bütün emellerine kavuşabileceklerdir. İnsanları anlatan masallardaki gibi; çalışmadan, uğraşmadan mevki makam sahibi dahi olabileceklerdir.
Öyle çok kuş vadinin sihrine kapılır, öyle çok şey ister ki, bu vadide bir sürü yitik verilir.

2. Vadi: sevi vadisi


Vadiye girince bütün kuşların gözünü bir sis kaplar. Gördükleri biçimsiz şekilleri, taşları, odun parçalarını, birer sülün, birer kuğu sanarlar.
Gözleri kör olmuştur. Kapılırlar, sürüklenirler ve gözden kaybolurlar.

3. Vadi: bilgisizlik vadisi


Bu vadide her şey hoş gelir gözlerine. Anka kuşunu dahi unuturlar. Nereye gittiklerinin hiç bir önemi yoktur.
Orada da sema, burada da gökyüzü… İlginç nesneler görürler, ancak ne olduğunu sorgulamazlar. Önemsemedikçe düşünmemeye başlarlar.
Düşünmedikçe unuturlar Unuttukça yükleri hafifler ve artık amaçsızca gülümsemeye başlarlar

4. Vadi: İnançsızlık vadisi


Vadiye girdiklerinde Aniden her şey manasını yitirir. Simurg’u bulmanın hiç bir şeyi değiştirmeyeceği inancına kapılırlar.
net öleceklerini sav edenler, Simurg’un çözüm bulamayacağını söyleyenler, bu kadar yolu boşa geldiğini, emeklerinin boşa gittiğini düşünenler vardır. Kanadı yaralanan bir kuşun aşağıya düştüğünü, hepsinin başına özdeş şeyin geleceğini bağıra bağıra söylerler.
bütün bu olanlardan sonra kuşların birçoğu yolu tamamlayamayacaklarını veya tamamlasalar da hiçbir işe yaramayacağını söyleyip geri döner.

5. Vadi Yalnızlık vadisi


Vadiye giren bütün kuşları korku salar. Bulundukları yerde yalnızca kendileri varmış gibi endişeye kapılırlar. Acıkan yalnızca bizzat karnının doymasını düşünür.
Biricik başına avlandığı için de başarılı olamayıp henüz büyük hayvanlara yem olur. Her biri bizzat başına Devinim etmeyi seçer ve yönünü Biricik başına bulmaya çalışır.
Kendilerini kimse yokmuş gibi, yapayalnız hissederler. Milyonlarca kuşun özdeş erek için uçmakta olduğu akıllarının ucundan dahi geçmez.

6. Vadi: Dedikodu vadisi


Kuşlar, vadiye girdiklerinde her köşesinde fısıltılar duyulmaya başlarlar. En arkadaki kuş, Simurg Anka’nın yeniden doğuşta tüylerinin yandığını söyler. Öndeki kuş bunu duyar ve yanan tüylerin tekrar çıkmadığını söyler.
Bir öndeki kuş bunu duyar, yanan tüyleri çıkmadığı için Anka kuşunun gizlendiğini söyler.
Bir öndeki kuş bunu duyar, morali bozuk olduğu için Simurg’un, saklanırken, onu görenlere ziyan verdiğini söyler.
henüz öndeki kuş bunu duyunca, herkese ziyan veren Simurg’un, dayanamayıp kendini öldürdüğünü söyler.
En öndeki kuşa, gitmeye lazım kalmadığı, Simurg’un toprak olduğu bilgisi gelir.
oldukça fazla kuş söylentilere inanarak geri döner.

7. Vadi: Ben vadisi


Bütün kuşlar ‘’Ben’’ vadisine girer girmez, içlerinde değişiklik bir Duygu uyanır. bazı başka kuşun kanadını eleştirmeye başlar, bir Öteki her şeyi bildiğini sav eder. Yanlış yoldan gidiliyor diye kargaşa Menfaat. Her kafadan bir ses çıkmaktadır.
Herkesin fikri vardır ve hepsi de söyleyen için doğrudur.
adeta milyonlarca ayrımlı yol varmış gibi…
Hepsi en önde önder olmak ister, öne geçmek için birbirlerini ezip dururlar. Ta ki vadiden çıkana, “Ben”den uzaklaşana dek…

Ve nihayet vadiden Kaf Dağı’na vardıklarında, dünyadaki bütün kuşlardan geriye yalnızca 30 tanesi kalır.
Zorlu vadilerden geçen bu 30 kuş, yuvaya vardıklarında Zümrüdü Anka kuşunun “otuz” demek olduğunu öğrenirler. başka bir deyişle kalan kuşların hepsi Simurg’tur.

nihayetinde sırrı, sözcükler çözmüş: “Si”; “otuz” demektir, murg” ise “kuş”. Simurg’un yuvasını bulunca öğrenmişler ki; “Simurg – otuz kuş” demekmiş. Onların hepsi Simurg”muş. Her biri de Simurg’muş. 30 kuş, süreçler ki, aradıkları sultan kendileridir ve harbi yolculuk, kendine yapılan yolculuktur.

Kurtarıcı, bilge, kusursuz kuş; bu yedi vadiyi geçen kuşların tamamıdır.
İradesine Yargıç olan, körü körüne bağlanmayan, düşünen, kendini geliştiren, kendine ve başaracağına inanan, hep beraber Devinim edilmesi gerektiğini bilen, yalnız olmayı seçenek etmeyen, dedikodu yapmayan ve en ehemmiyetlisi egosunu eğiten kuşlar Simurg’tur.

30 kuşun aradığı kendileridir ve harbi yolculuk, kendine yapılan yolculuktur.
Anka’nın en yaygın özelliği, kimseye muhtaç olmadan bizzat başına yaşadığı için kanaati temsil etmesidir.
Bundan kinaye olarak kanaat sahiplerine “ankāmeşrep”, “ankā-tabiat” denir.

Kaf Dağı gibi efsanevî bir yerde yaşadığı için bu kelimeyle beraber Muhtelif şekillerde kullanılır.
“Kāf-ı kanâat beklemek” tabirinde görüldüğü üzere kanaat sahibi ve alçak gönüllü, her şeye ve herkese eğilmeyen, kimseye minnet etmeyen, uzlete çekilmiş kişileri Anlatım eder:
“Cîfe-i dünyâ değil kerkes gibi matlûbumuz
Bir bölük ankālarız Kāf-ı kanâat bekleriz”
(Fuzûlî)

İsmi Mevcut cismi yok olduğu için bu sıfatla anılmak istenen şeyler için de kullanılır:
“Bî-vücûd olmak gibi yoktur cihânın râhatı
Gör ki sîmurgun ne dâmı Mevcut ne de sayyâdı var”
(Râgıb Paşa)

Gene bu özelliği nedeniyle kimseden bir şey beklemeden darda kalan herkese yardım eden bir varlık hüviyeti kazanır.
Kaf Dağı’nı aşabilmek ve göğe yükselebilmek için Anka’ya binmek gerekir.
Bu profil alıntı olmakla beraber yazılı arşivlerdir…

Kalemimden…

harbi bir yolculuk nedir, nasıl yapılır diye yıllarca düşünüp hep gezdiğim ülkeleri birer birer kayda aldım. Bazen yazıya döktüm sonralarda resimlemek istedim… fakat kendimi her vakit biraz Noksan biraz da ayak bastığım yerleri unutarak geçirdiğimi hep hissettim…

Köklenmek veya tam tersi bir Duygu içinde geçirdiğim vakit dilimi bana kalemi kâğıdı hiç bıraktırmadı. Hep yazdım hep. nihayetinde da ortaya benden bir ben çıktı.
Kalben hep bilirsiniz bir yerlere değin olmak duygusu ne denli insanı yoran bir histir.
Benim için tam da bu kelimenin yargı sürdüğü bir senenin sonundayım artık.
Ve kendime söylediğim oldukça fazla hoş şeyin içinde artık nereye değin olmadığımı bilmekte Mevcut. Ve nerede Mesut olacağımı da.

fazla Irak sayılmasa da Gene de uzaklardan bir ses bana bu hikâyeyi beni benle yüzleştirerek hatırlattı.
Bunu duyduğum Lahza “küllerinden doğmak” ne tatlı bir deyim diye düşünmüştüm.
fakat ertesi bunu düşünmekle geçirdiğim vakit dilimi hiçte öyle değildi.

Bana tekrardan beni hatırlattı. Ne zamandan beri ben nerelerdeydim, sebep gitmiştim ve sebep Irak kalmak içime böylesine işlemişti…
Bunlar birer sual olarak burada kalacak olsalar da benim için hepsinin artık hoş bir cevabı Mevcut.
Aradığın kendinsindir ve harbi yolculuk, kendine yapılan yolculuktur.

Bu yolculukta bana şu saniyeye kadar eşlik eden yer yer kanadımı kıran, bazen de bana tekrar uçma isteği veren her bir enerjiye ne kadar teşekkür etsem az.
Bazen nedenlerin içinde kaybolmanın dahi müthiş bir birleştirici gücü Mevcut.

Ava Giderken Avlanmak

Merhaba sevgili okurlarım, bu yazımda sizlerle 2 senedir uğraştığım bir mevzuyu paylaşmak istiyorum. Beni takip edenler ve blog sitemi inceleyenler yıllardır internet ve bilgisayar ile ilgili işlerde çalıştığımı bilir. Yıl 2015 başları, o aralar kendi işimi yapıyorum ve ülke olarak yine bizi teğet geçecek bir kriz durumunun içindeyiz. Ek iş olarak yapacak bir şeyler arıyordum ve çokça takıldığım ünlü bir webmaster forumunda bir konuyla karşılaştım. Forum konusunda, internet üzerinden kitap satışı yapmak isteyenlere bayilik verilecektir yazıyordu. Yani vatandaşın elinde olan kitapları satacaksınız, satışlar üzerinden size ufak bir komisyon verecek. İşleri toparlayana kadar bari bununla uğraşayım dedim ve ilgili üyeye forum üzerinden iş için talip olduğumu belirten bir mesaj gönderdim. Bir kaç saat sonra “Şimdilik yeterince bayi buldum, o yüzden şu anlık çalışamayacağız” şeklinde bir dönüş yaptı. Okuyup çokta umursamamışken ardından bir mesaj daha geldi. “Elimde bir iş daha var istersen bunu yapabilirsin”. Benimle detaylı görüşmek için Skype adresimi istedi, oraya geçtik ve konuşmaya başladık. Bir kaç hoşbeş edip tanıştıktan sonra işin sinema biletleriyle ilgili olduğunu söyledi.

Şu meşhur mor renkli logosu olan hemen her AVM de sinemaları bulunan kuruluşu biliyorsunuzdur. Seni biriyle tanıştıracağım, sinema biletlerini toplu olarak çok ucuza veriyor ondan satın alırsın daha sonra tek tek satarsın dedi. Kafama yattı, olur tanıştır dedim. Skype üzerinden grup konuşmasına aldı ve o çocukla da konuşmaya başladık. Yanlış hatırlamıyorsam bir adet bileti 4-5 lira gibi bir rakam almış oluyordum, o zamanlar gişeden almaya kalksan 10-15 lira arası bir şeydi. Dedim ben bunları 7-8 liraya satsam iyi kâr bırakır, konuştuk anlaştık 100 tane kadar bir bilet aldım ve forum siteleri üzerinden satmaya başladım. Bir tane de web sitesi açayım oradan kredi kartı ödemesi ile online satış yapayım diyordum. Mevzu bahis sinema firmasının logolarını siteme koydum ve yapım aşamasındayız şeklinde bir not düştüm. Bir ara siteyi yapar bitiririm diyordum. 1 hafta kadar sonra elimdeki tüm biletler tükendi, fiyatı yüzünden kapış kapış gidiyordu.

Elimdeki stoklar bitince dedim bari siteyi bitireyim de sonra bir 100 tane daha bilet alırım onları da sitem üzerinden satarım forumlarla uğraşmam. Siteyi aktif konuma alıp kodlamaya başladım o gün bayağı bir kısmını bitirdim ve uyudum, ertesi gün uyanıp devam edecekken sinema firmasının avukatlarından bir mail geldi. Mailin içinde firmamızın logolarını kullanamazsınız bilmem kaç iş günü içerisinde kaldırmazsanız yasal yollara müracat edilecektir vs. diye. Ben de oldum olası hiç sevmem bu dava, adliye, polis işlerini. Siteyi komple kapatıp “aman uğraşmayayım zaten 500 liraya 700 lira kazandırdı başıma iş almayayım” dedim ve işi bıraktım. Tabi olacağı o ben ne kadar adli merci olaylarını sevmesem de beni bulmaya başladı. Aradan 1-2 ay geçti geçmedi sinema firmasının avukatlarından şahsi bilgilerimi isteyen bir mail daha geldi. Ne alaka olduğunu anlamadım ama bir cevap yazdım, siteyi daha açmadan kapattık zaten neyin peşindesiniz gibisinden. Bir dönüş gelmedi, aradan 1 ay kadar daha geçtikten sonra bir otobüs seyahat firmasından ihtar ulaştı mail ile. İçerisinde sattığım sinema biletlerinin kendilerinin bir kampanyasına ait olduğunu, otobüs bileti alan müşterilere ücretsiz sinema bileti verdiklerini ve benim bu biletleri nereden elde ettiğimi vs. soran bir yazı vardı. Tüm olayı yazıp kendilerine dönüş yaptım.

2 ay daha kadar geçti bu sefer ismini tanımadım, şu an bile hatırlamadığım birinin şikayeti geldi cumhuriyet başsavcılığından. O evrakta da adamın kredi kartından 5bin küsür liranın önceki ihtarı çeken seyahat firmasından harcanarak sinema bileti hediyeli otobüs bileti alındığı yazıyordu. Şimdi parçalar oturmaya başladı, benim biletleri topluca aldığım adam şikayet eden vatandaşın kredi kartını çalmış, o kart ile biletleri almış, sinema biletlerini ayrı, otobüs biletlerini ayrı satıyordu topluca. Jeton düştükten sonra çocuğu buldum tekrar, aradan 6 ay falan geçmişti tabi. Ağzını aradım dedim böyle böyle bir olay var senin bilgin var mı? Yok dedi, ben çok kişiye sattım hiçbirinden böyle bir dönüş gelmedi onları ben başkasından aldım toplu olarak üzerine kâr koyup sana sattım dedi. Benlik bir olay olmadığı için gidip ifade verdim ve çocuğun sohbet kayıtlarını, para yolladığıma dair dekontları vs. ekledim.

2-3 ay daha geçti üzerinden bir banka kuruluşu bana bir ihtar çekti. Kartı çalınan adam o bankayla çalışıyormuş, harcama yapılan yer otobüs firması, otobüs firmasının verdiği sinema biletlerini de ben sattığım için, otobüs firması bankaya benim adımı vermiş. Bu yüzden evrakta kartı kullananın ben olduğum bilgisi yazıyor. Gidip yine ifade verdim ve ne bankayla çalıştığımı, ne kart sahibini tanıdığımı ve kanıtları buna da ekledim. Aradan 3 ay daha geçti bu sefer internet hizmeti aldığım servis sağlayıcıdan bir ihtar gelmiş. Onlardan sanıyorum ki yine başsavcılık bilgi talebi istemiş, benim kullandığım ip adresine ilişkin. İnternet servis sağlayıcının gönderdiği ihtarda da benim interneti ne amaçla nerede kullandığım vs. soruluyordu. Aynı evrakları ona da ekledim. Tüm bu süreç 1.5 yılı falan aldı, özetle karma karışık bir duruma girdi. Şimdi heyecanla bir sonraki ihtarımı bekliyorum.

[Duyuru]: Timeets’e neler oluyor? (TR)

Merhaba Değerli Timeets Kullanıcıları,

Sizlere haftalardır üzerinde çalıştığımız yeni altyapımız hakkında bir kaç bilgi vermek ve yapılacak çalışma ile ilgili duyuruda bulunmak istiyoruz.

Ortalama 2 hafta önce Discord sunucumuzdan sizlere duyurduğumuz üzere 1.5 ay önce tüm sitelerinizi yeni bir sanallaştırma teknolojisi üzerinde, stabilizasyon için Windows altyapıya taşımasını gerçekleştirmeye başlamıştık. Kesinti yaşamamanız için 1 ay kadar blog sitelerinizi tek tek taşıdık ve çok fazla web sitesi olduğu için açıkçası biraz yavaş ilerledik. İşlemleri bir an önce tamamlayabilmemiz eski sunucularımızdaki yayınları pasif ederek manuel bir şekilde periyodik olarak taşımalara devam ettik ve dün itibariyle tüm işlemler tamamlandı.

Peki yeni altyapımızın özellikleri nedir?
Hatırlarsanız Timeets açıldıktan kısa bir süre sonra sizlerden gelen sorular doğrultusunda altyapımıza ilişkin bilgiler yayınlamıştık, o zamanki altyapımızda 8 farklı fiziksel sunucuyu cloud yapıya alıp 7/24 erişim sağlamanızı, harici bir dns sunucumuz ile de sitelerinizdeki yanıt süresini kısaltarak son kullanıcıya yani sizin ziyaretçilerinize daha hızlı erişim sağlamayı amaçlamıştık. Tabii bunun yanında türlü güvenlik ve mallware çözümleri de sunarak güvenli bir platform elde etmiştik. Yeni altyapımızda tüm bunların yanında sizlere bir de donanımsal olarak koruma sunmaktayız, verimerkezinde henüz aktif ettiğimiz yeni router cihazımız ile sizlere yerel ağda 2gbit’e kadar ddos ve botnet attack koruması sunmaya başladık. Bununla birlikte verimerkezi ağında ise Layer3 ve Layer7 düzeylerinde ek bir koruma katmanı ve 450mbps’e kadar Voxility firewall aktif duruma alındı. Yani özetle artık Timeets’i devirebilecek hiçbir güç yok diyebiliriz.

Bundan sonra ne yapılacak?
Yukarıda bahsettiğimiz yeni özelliklerin bir kısmını devreye alabilmemiz için Timeets’in tüm sunucularını yeni kiraladığımız 12U kabinet’e yerleştirmemiz gerekiyor. Sunucuların yerleştirilmesi, kablolamanın yapılması, yeni ethernetin çekilmesi, router ve switchlerin bağlanması son olarak da tüm testlerin yapılabilmesi için Timeets ekibi önümüzdeki bir kaç gün verimerkezinde olacak. Çalışmanın gerçekleşmesi için öngördüğümüz süre ortalama 30 saat. Bu süreçte ise maalesef sitelerinize giremeyecek ve post yayınlamayacaksınız. İşlemlerin tamamlanmasının ardından yepyeni bir Timeets sizi bekliyor olacak ve sizlere kusursuz bir altyapı ile hizmet vermeye devam edeceğiz. Endişelenmenize gerek yok artık bu yeni altyapımızda bu yıl ve önümüzdeki yıl içerisinde planladığımız herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Çalışmayı 1-2 gün içerisinde yürürlüğe sokmayı düşünüyoruz, başlamadan hemen önce sizlere yine Discord sunucumuzun duyurular alanından bilgi vereceğiz, lütfen kanalımızı takip etmeyi unutmayın ve kargaşayı önlemek için arkadaşlarınızı da haberdar edin.

Bilmeniz Gerekenler;
Timeets, SteemPress kullanıcılarına wordpress hosting sağlamak amacıyla kurulmuştur. Timeets öncesinde steempress.net alan adıyla ücretsiz wordpress hosting hizmetleri sunmaktaydık. SteemPress’in marka değerini ihlal etmemek için Fredrikaa ile iştirakimiz sonucu ismimizi ve hizmet politikamızı değiştirerek Timeets adıyla sizlerin karşısına çıktık. Yani özetle SteemPress ilk kurulduğu zamanlarda da biz vardık ve Steemit de ki ilk hosting sağlayıcı olduğumuzu gözül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Bununla birlikte en iyi hizmeti verdiğimiz de ortada, zira hizmetimizi sadece wordpress hosting olarak nitelendirmiyor, yukarıdaki ifadelerimizden anlayacağınız üzere sizler verimerkezi kapasitesinde bir hizmet sunuyoruz. Timeets’in hedefi her zaman bir hizmet sağlayıcıdan ziyade interaktif bir platform olmaktır, gönderilerimizden anlayacağınız üzere takipçilerimiz için güncel içerikler üretmeye de devam ediyor, diğer sağlayıcılar gibi flood ve stats paylaşımı gerçekleştirmiyoruz  Haksız kazanca karşıyız.

Timeets 17 Ağustos 2018 itibariyle resmi bir şirkettir ve Hostral Internet Services Ltd. adıyla ve 11524271 numarasıyla Birleşik Krallığın, Swindon eyaletinden hizmet vermektedir. Sedat Yıldız ve Alperen Kırcanoğulları ortaklığı ile kurulmuş olup, ileride pek çok yeni girişimlere de imza atacak bir çatı değerindedir. Bunun duyurusunu size daha önce yapmayı planlıyorduk fakat bir kaç yasal prosedürü tamamladıktan sonra haber vermenin daha doğru olacağını düşündük.

Özetle Timeets, sizlerin steempress platformu ile kazanç sağlamanız için en uygun fiyatla, en iyi altyapıyla, en yasal şekilde siz değerli kullanıcılarına hız kesmeden hizmet vermektedir. Bizi tercih ettiğiniz için teşekkürler…

timeets | düşün, yaz, kazan.

WordPress’te İletişim Sayfası Yapımı

source

Merhaba, WordPress tabanlı web sitelerinizde etkileşim için iletişim formu ve iletişim sayfası çok önemlidir. Ziyaretçileriniz herhangi bir konu için size ulaşmak isteyebilir yahut bir firma ya da kuruluş web sitenize reklam vermek, teklif ve öneride bulunmak isteyebilir, farkında olmadan yapabileceğiniz telif veya abuse paylaşımlar için konunun adli mercilere taşınmaması için öncelikle size ulaşmak isteyebilir. Yani onlarca nedeni olmakla beraber, ziyaretçiye güven aşılamasında büyük önem taşımaktadır. Sayfa yapımı için iki adet materyal gerekiyor. Birincisi WordPress admin paneli, ikincisi de bir e-posta adresi. Bu mail adresi gmail, yandex, hotmail vs. olabilir ama eğer hostinginiz destekliyorsa @site.com şeklinde bir e-posta adresi olursa daha hoş olur.

Öncelikle WordPress içerisinde SMTP ile mail alışverişi sağlayabilmemiz için bir eklenti kurmamız gerekiyor, önerdiğim eklenti Smtp Mailer eklentisidir. Bu eklentiyi admin panelinize girince sol taraftan Eklentiler / Yeni Ekle sayfasından kolayca kurabilirsiniz. Kurulumu yapıp eklentiyi etkinleştirdikten sonra yine admin panelinizin sol tarafından Smtp Mailer butonuna basarak ayar sayfasına ulaşabilirsiniz. Ben örnek olması açısından gerekli ayarları sırasıyla açıklayarak aşağıya yazıyorum, siz de alanları kendinize göre doldurup kaydedebilirsiniz.

  • SMTP Host: Bu kısım hostinginizin veya kullandığınız mail servis sağlayacısının host adresidir. Örneğin @site.com uzantılı bir e-posta adresi kullanacaksanız bu kısıma “mail.websiteniz.com” yazmanız gerekiyor. Eğer yandex mail kullanıyorsanız “smtp.yandex.com.tr” yazmanız gerekiyor. Aynı şekilde google maili kullanırsanız da “smtp.google.com” yazmalısınız.
  • SMTP Authentication: Bu kısımdan SMTP doğrulamasını seçmeniz gerekiyor, local mail kullananlar phpMail ile e-posta alışverişi yaptığı için burayı False seçmeleri gerekiyor ama bu şekilde phpMail kullanımı bir çok hosting firmasında spam yapıldığı gerekçesi ile yasak hem de çoğu zaman gönderilen mailler inboxa ulaşmıyor. Bu yüzden bizim bu alanı “True” olarak seçmemiz gerekiyor.
  • SMTP Username: Bu kısma e-posta adresinizi yazmanız gerekiyor, örneğin ahmet@mehmet.com şeklinde.
  • SMTP Password: Bu kısma ise e-posta adresinizin şifresini yazıyorsunuz.
  • Type of Encryption: Bu kısımdan e-postanın hangi güvenlik portuyla gideceğini seçiyorsunuz, google ve yandex için varsayılan olarak SSL seçmeniz gerekiyor. Eğer hosting üzerinde @site.com şeklinde bir e-posta kullanacaksanız TLS seçmenizi öneririm.
  • SMTP Port: Bu kısım yukarıdaki seçenekte belirlediğiniz güvenlik yapısıyla ilgilidir, SSL seçtiyseniz “465”, TLS seçtiyseniz de “587” yazmanız gerekiyor.
  • From Email Address: Bu kısımda giden e-posta da görünecek adresi belirliyorsunuz, Username bölümünde yazdığınız ile aynı e-posta adresini yazmanızı tavsiye ederim.
  • From Name: Bu kısımda ise gönderici adını yazıyorsunuz, site adresinizin ismini yazabilirsiniz.
  • Disable SSL Certificate Verification: Bu kısımda eğer hosting içerisinde bir SSL sertifikası kuruluysa ve Type of Encryption da SSL’i seçtiyseniz kutucu boş bir şekilde bırakabilirsiniz. Böylelikle giden e-postalar doğrudan SSL portu üzerinden gidecektir. Eğer TLS seçtiyseniz e-postaların sorunsuz ulaşması için kutucuğu işaretleyerek kaydetmenizi öneririm.

Smtp gönderimi yapabilmek için gerekli olan eklentimizi kurduk, eğer isterseniz çalışıp çalışmadığını test etmek için eklenti sayfasının ikinci sekmesinde yer alan Test Email butonuna basarak, başka bir e-posta adresinize test maili gönderebilirsiniz. Mail sorunsuz bir şekilde ulaştıysa ayarlar problemsiz bir şekilde yapılmış demektir. Eğer ulaşmadıysa da Encryption ve Port kısımlarında değerleri değiştirerek deneyiniz. Şimdi sıra geldi iletişim formumuzu oluşturmaya. Bunun için Admin Panelimize girip sol kısımda bulunan Sayfalar / Yeni Ekle alanına gidiyoruz ve “İletişim Formu” adında bir sayfa oluşturuyoruz, bu kısmı istediğiniz farklı bir isimle de değiştirebilirsiniz.

Sayfamızı oluşturduktan sonra yine eklenti sayfamızdan Contact Form 7 eklentimizi indirip etkinleştiriyoruz. Yaklaşık 5 milyon kere indirilen bu iletişim formu eklentisi naçizane tavsiyem olmakla birlikte en kullanışlı ve basit form eklentilerinden biridir. Dakikalar içerisinde etkinleştirip, yayına alabilirsiniz. Eklentiyi etkinleştirdikten sonra diğer eklentimiz gibi yine Admin Panelinin sol tarafında “İletişim” adında bir buton belirecek. Bu butona tıklayıp yönlendirdiği sayfada [contact-form7 id=”x” title=”x”] şeklinde kısa bir kod göreceksiniz. Bu kodu kopyalayıp, oluşturduğunuz “İletişim” sayfasına yapıştırarak yayınladığınız taktirde iletişim formumuz artık hazır demektir. Eğer isterseniz bu kısa kodun bulunduğu başlığa tıklayarak form ayarlarına girebilirsiniz, eğer kod bilginiz varsa ise dilediğiniz şekilde formu özelleştirebilirsiniz. Fakat varsayılan ayarlarıyla da gayet kullanışlıdır. Oluşturduğumuz iletişim formundan bir deneme yaparak gönderim sağlayabilirsiniz, Smtp Mailer üzerinde girişini yaptığımız e-posta adresine formdan mail ulaşacaktır. Okuduğunuz için teşekkürler, kolay gelsin.

Üçüncü Bölge / 3. Bölüm

Artist: Thomas Kinkade

Ne yazık ki korktuğum şey başıma geldi. Kayra’ya olan güvenimden dolayı tanıdığım istisna neticesinde Üçüncü Bölge tehlikeye girdi.

Dünkü uçuş talimi sonrası bir diğer etkinliğimiz yerlerden çöpleri toplamaktı. Bu etkinlik hem yuvamızın temizliği, hem de sakinlerimize zaten var olan sorumluluk duygularını fazlasıyla aşılamayı amaçlıyor. Bununla birlikte etkinlik esnasında herkes birbiriyle etkileşimde olduğu için hallerinden gayet memnunlardı. Hem sohbet ediyorlar, hem de yaşadıkları yeri güzelleştiriyorlar. Kayra yerdeki çöpleri birer birer alıp elindeki çöp torbasının içine attı. Herkes gülüp eğlenirken o söylenerek görevini yerine getiriyor, memnuniyetsiz bir tavır sergiliyordu. Bir kaç saat sonra temizlik bitmiş, herkes ellerindeki torbaları çağırdığımız çöp konteynırına sırayla atmaya başladı. Kayra ise elindeki torbayı bir hışımla fırlattı ve çöpler ortalığa dağıldı sonra daha çok sinirlenerek koşar adımlarla evine doğru yola koyuldu. İçerisindeki kin ve öfke epey hissediliyor, insanlar hayretle izliyordu sadece.

Kayra evine vardıktan sonra kendini eve kapatmış, Efsun’un davetine de gitmemişti. Efsun ve kocası onu saatlerce beklemiş fakat o evden hiç çıkmamıştı. Evin içinde bir ileri bir geri dönüp duruyor ve olanları düşünüyordu. Bu yüzden üzülüyor ve kendine sürekli “neden buradayım sanki”, “keşke birinci bölgeye gitseydim”, “ben iyi biri olmak istemiyorum ki” gibi şeyler söyleyip duruyordu. Daha sonra üzgün ve sinirli bir şekilde uykuya daldı.

Güne dışarıdaki sesler ve kargaşayla başladım, asistanım Simge başımda dikilmiş beni uyandırmaya çalışıyor ve “efendim bir baksanız iyi olur” diye sesleniyordu. Hemen uykulu bir şekilde yatağımdan kalkıp ofisimden aşağı, meydana indim. Gördüğüm manzara karşısında adeta şaşkına dönmüştüm, inanılmaz ve garip bir şekilde havadan çöpler yağıyordu. İnsanlar bağırarak sağa sola kaçışıyor ve sokaklar çöplerle doluydu. Tam bir kaos ortamı!

Simge’den megafonumu istedim ve herkese sakin olmasını, hemen ofisimin bodrum katındaki acil toplanma yerine gelmelerini anons ettim. Acil toplanma alanımız yer yüzünün 10 kat altında bulunan dört tarafı çelik duvarlarla kaplı büyülü bir yerdir, asansörle inilip içeri girildiğinde herkes otomatik olarak kırmızı-yeşil düz çizgili eşofman takımlarını giymiş olur ve ebedi bir dinginlik yaşarlar. Kısa süre içerisinde on binlerce sakinimiz toplanma alanımıza geldi ve kürsüye çıkarak kısa bir konuşma yaptım.

“Herkes sakin olsun! Bir şeylerin yolunda gitmediği ortada ama bunu kısa süre içerisinde çözeceğim. Endişelenmenize gerek yok, her şey kontrolüm altında. En kısa sürede problemi gidereceğim…”

Kayra topluluğun en arkalarında yere bakarak utangaç bir şekilde öylece beni dinliyordu, sanırım yol açtığı sorunun farkındaydı. Kürsüden inerek toplanma alanından ayrıldım ve herkese orada kalmalarını söyledim. Ofisime çıkıp çok gizli kasamı açtıktan sonra kutsal kartlarımı çıkardım. Kutsal kartlar dört elementi temsil etmektedir; ateş, su, toprak ve hava. Kartları önümde açıp yan yana dizdim ve kolyemi çıkartıp içerisindeki sihirli tozdan bir miktar üstlerine döktüm. Saniyeler içerisinde rengarenk soyut nesneler oda içerisinde gezinmeye ve patlamaya başladı…

…Camdan dışarı baktığımda ortalık yatışmış, kaos sona ermişti. Megafonu tekrar alarak bir anons daha yaptım.

“Artık güvendesiniz, toplanma odasından çıkıp özgürce dışarıda gezinebilirsiniz.”

İnsanların teker teker çıktığını görüyordum, Kayra en son çıktı ve başı hâla yere eğik bir şekilde sessizce evine doğru yola koyuldu.

Ona biraz yalnız kalması için vakit tanıdım ve bu süreçte de ofisimde Simge ile birlikte durum değerlendirmesi yapıyorduk. Zaten bildiğini bildiğim halde buna Kayra’nın sebep olduğunu söyledim ve ne yapabileceğimiz konusunda tartışmaya başladık. Birinin ona iyi bir insan olmayı öğretmesi konusunda hemfikirdik. İkimizin de aklına aynı şey geldi, aramıza yeni katılan ve çok iyi bir insan olan, bir kaza sonucu ölen ve Kayra’dan bir gün önce gelen İhsan ile ikisini tanıştırmak. Böylelikle Kayra, İhsan’dan iyi biri olmayı öğrenecek hem de birbirlerine arkadaş, yoldaş olacaklardı. Hem belki böyle ben de Kayra’yı daha az düşünür ve kendi işlerime odaklanabilirdim.
Simge’ye dönüp “yarın ilk iş ikisini de yanıma çağırıp bu işi halledeceğim” dedim.

Devam edecek…

Üçüncü Bölge / 2. Bölüm

Artist: Thomas Kinkade

Kayra iyi bir insan olma sınavının ilk gününe başladı, dün evinde yaptığımız ufak sohbet sonrası aklındaki soruları gidermeye epey gayret ettim. Lakin yine de neden Üçüncü Bölgede olduğuna anlam verememişti. Bunun bir yanlışlık olduğunu ve kimseye söylememesi gerektiğini, gerçeği öğrenirsem onu hemen Birinci Bölgeye süreceğimi düşünüyordu. Bunun bir sınav olduğundan habersizdi ama böylesi onun için daha iyiydi. Çünkü gerçeği öğrenirse bu gerçek bir sınav olmaz ve iyilik yapma duyguları yapmacık olacaktı, bu istediğimiz son şey.

Evinde biraz vakit geçirdikten sonra yaşadığı muhiti tanımak için evinin bahçesine çıktı, hemen bitişiğinde komşusu Efsun’un şato büyüklüğünde muazzam evi bulunmaktaydı. Kayranın evinden ortalama on kat daha büyük olan bu ev oldukça gösterişli, dış cephesinde gümüş işlemeler olan ve ışıl ışıl parlayan, mimarisi mükemmel derecede bir yapıdaydı. Evi iç geçirerek bir süre izledi ve “neden ben de böyle büyük bir ev istemedim” diye söylendi. Ardından “merhaba” diye bir ses duydu, bu komşusu Efsun’un sesiydi. Efsun, çitlerin arkasından göründü ve gülümseyerek Kayraya doğru baktı. Kayra da “selam” diye karşılık verdikten sonra Efsun çitlerin etrafından dolaşarak Kayra’nın bahçesine geldi ve tanışmaya, sohbet etmeye başladılar.

Efsun, 25 yaşında kumral tenli ve önceki hayatında Ankara da yaşayan bir kızdı. Bir akşam arkadaşlarıyla birlikte eğlenmek için lunaparka gittiler ve bindiği trenin aşırı hız yapması sonucu raylarından ayrılması üzerine o yükseklikten aşağıya düşerek hayatını kaybetti ve Üçüncü Bölgeye geldi. Hayatı boyunca kimseye bir kötülüğü ve zararı bulunmayan Efsun, boş vakitlerinde hasta ve yaşlı bakım evlerine gönüllü olarak gidip onları mutlu eder, evsiz ve kimsesiz insanlara bağışta bulunurdu. Kayra’nın ondan öğreneceği çok şey vardı.

“Sen nasıl öldün?” diye sordu Efsun, Kayra’ya. Kayra, Dünyada nasıl biri olduğunu ifşa etmemeliydi, bu yüzden yüksek doz uyuşturucu içerek öldüğünü söyleyemezdi. Bu duyulursa Birinci Bölgeyi boylamasının kaçınılmaz olacağını düşünüyordu. Efsun’a dönüp “trafik kazası” diyerek geçiştirdi Kayra. Efsun, onun üzgün olduğunu ve bu yüzden bu konu hakkında konuşmak istemediğini düşünerek konuyu kapattı ve Kayrayı evine akşam yemeğine davet etti, daha sonra vedalaşarak yanından ayrıldı.

Kayra bu kısa sohbetin ardından bahçesinden çıktı ve bir kaç bin kilometreyi on saniye gibi kısa bir sürede yürüyerek benim de ofisimin bulunduğu, Üçüncü Bölge Merkezi’ne geldi. Etrafı yeşillikler ve parklarla çevrili olan Merkezimiz, tamamen doğal bir alanda bulunmakta. Kayra insanlara başıyla selam vererek yürümeye devam ediyor ve etrafı gözlemliyordu. Herkesin güler yüzlü ve mutlu olması onu şaşırtıyordu, öbür dünyanın böyle bir yer olduğu aklının ucundan bile geçmezdi.

Meydandaki Yunus Anıtı’nın yanına geldi ve karşısındaki binaya baktı, bu bina öldükten sonra ilk geldiği yer yani benim ofisimdi. Camdan onu seyrettiğim esnada göz göze geldik ve ona gökyüzünü işaret ettim. Kafasını kaldırıp gökyüzüne baktı, uçan insanları gördü. Başını sağa çevirdiğinde ise diğer insanların sıraya girdiğini gördü. Hemen yanlarına gitti ve sıraya durdu. Bu esnada en öndeki insanların ne yaptığını izliyordu. Herkes sırayla bir dairenin içine girip havalanıyorlardı, bundan büyük heyecan duydu. Sabırsızlıkla sırasını beklemeye başladı ve sıra ona geldiğinde Üçüncü Bölge Danışmanımız, yürüyen bir ansiklopedi ve hem de benim asistanım olan Simge çıkageldi. Bu Kayra’nın ilk uçuşu olduğu için ona kask, dizlik ve kolluklarını uzattı ve giyinmesinde yardımcı oldu. Kayra dairenin ortasında durdu ve gözlerini kapatıp havalanmaya başladı. Çocuklar gibi şendi, heyecan eşliğinde kahkahalar atarak gökyüzünde süzülüyordu.

Üçüncü Bölge de gün içerisinde bir çok aktivite oluyor, uçmak da bunlardan yalnızca bir tanesi. Günde üç saat boyunca Merkez de bulunan uçuş alanlarına gelip havalanabilir ve ister dilediğiniz bir yere gidebilir isterseniz de gökyüzünde uçsuz bucaksız bir gezintiye çıkabilirsiniz. Üç saat olmasının sebebi hava yollarında bir kargaşa çıkmaması ve insanların yer yüzündeki aktivitelere de vakit ayırmasından başka bir şey değil. Kayra saatlerce havada kaldıktan sonra yere inip heyecandan ve mutluluktan dizleri titreyerek üzerinde ekipmanları çıkardı Simge’ye uzattı ve kibarca “teşekkür ederim” dedi.

Devam edecek…

Üçüncü Bölge / 1. Bölüm


Artist: Thomas Kinkade

Sonunda uyandı, Kayra karşımda şaşkın bir ifadeyle oturuyor ve sağa-sola bakıyordu.
“Neredeyim ben? sen kimsin?” diye sordu sessizce. Hafifçe gülümsedim, “hoşgeldin” dedim ve ardından ekleyerek “Üçüncü Bölgedesin” dedim. Korku dolu gözlerle “öldüm mü ben?” diye sordu.

Kayra, 20’li yaşlarında uzun boylu, beyaz tenli ve mavi gözlü güzel bir kızdı. İzmirde yaşıyor ama üniversite için geçici olarak İstanbula yerleşmişti. Edindiği arkadaş çevresi nedeniyle derslerini asmayı ve onun yerine gezmeyi tercih ediyordu. Ev arkadaşı Merve ile takılıp, gününü gün ediyordu. Son derece haylaz ve umursamaz bir yaşam tarzını benimsemişti. Sene sonunda ise doğal olarak derslerinden kalıp, iyice salıvermişti. Bir Cumartesi gecesi, arkadaşlarıyla bir kulüpte epey bir dağıttıktan sonra sarhoş bir şekilde evine döndü, eve girer girmez kendini yatağa attı ve ev arkadaşı Merve, onu zorla yatağından kaldırarak geceye devam etmek istediğini söyledi. Kayra her zamanki gibi yine Merveye uydu. Sarhoş kafa ile arkadaşıyla birlikte aldıkları yüksek dozda uyuşturucu sonrası ebedi uykusuna yattı ve buraya, yanımızı geldi.

Kayra maalesef kötü arkadaşlıkların kurbanı olmuş ve gençlik hayatını kötü bir şekilde geçirmişti. Kalbi ne kadar temiz de olsa, insanlara olan davranışları, yaşam tarzı, bir nevi intihar etmesi onun Birinci Bölgeye gitmesine yeter de artardı. İçindeki iyiliği gördüğümüz için ona bir şans vermek istedik, bu yüzden şimdilik Üçüncü Bölgede hayatını en iyi şartlarda geçirmiş tüm iyilik abidesi insanlarla birlikte. Eğer burada temiz bir sayfa ile günahlarından arınmış bir şekilde doğru yolu bulabilir ve yaptığı kötü şeylerin farkına varıp iyi bir insan olmayı tercih ederse Üçüncü Bölgenin sakini olarak kalacak. Eğer ki dünyada olduğu gibi kötü bir insan olmaya devam ederse de ne yazık ki, ebediyen Birinci Bölgeye gönderilecek, sonsuz azap ve işkencenin ortasında kalacak.

Başımı hafif öne sallayarak “evet” dedim. Boş bir ifadeyle durgun bir şekilde yüzüme biraz baktıktan sonra ayağa kalktı ve ellerini önünde bağlayıp camdan dışarıyı seyretmeye başladı. Ben de koltuğumdan kalkıp, Kayranın arkasında bulunan masanın kenarına oturarak dışarıda ne olduğunu anlatmaya ve Üçüncü Bölge hakkında bilgiler vermeye başladım.

Üçüncü bölge, Dünyadaki tüm insanların hayatlarını en iyi şekilde geçiren, ömrü boyunca iyilik peşinde koşan insanların öldükten sonra gelecekleri yerdir. Burada her ırktan, dinden ve dilden insan bulunuyor. Yaklaşık on bin yılda inşâ ettiğim bu bölge sonsuz büyüklükte ve içerisinde sonsuz adet evler, villalar, köşkler, yalılar, alışveriş merkezleri, spor salonları barındıran ve burada yaşayan insanların ihtiyacı olan, hayal ettikleri ne varsa anında gerçekleşen büyülü bir yerdir. Sonsuz kilometrekare büyüklükte olan Üçüncü Bölgede her yere yürüyerek saniyeler içerisinde gitmek mümkündür. Belirli saatler içerisinde buranın sakinleri uçarak hava yollarını kullanabilir, isterlerse bulundukları yerden hayal ettikleri bir yere yüzerek gidebilirler. Üstelik bunun için bir deniz olması bile gerekmiyor.

Kayrayı yanıma çağırıp ofisimden çıktık ve aşağı bahçeye indik. Onu bir kaç bin kilometre uzaktaki bölgedeki boş bir slota götürerek hayalindeki evi düşünmesini istedim. Gözlerini kapatıp düşünmeye başladı, açmasını istediğimde ise evi zaten tamamlanmıştı. Gözlerini açtı ve beraber içeriye girdik. Hayalin bir sınırı olmayacağından, 1150 odalı bir saray da düşünebilirdi ama o mütevazi, ufak ve şirin bir ev sahibi olmayı diledi. Bu yüzden hâla umut var. İçeriye girdikten sonra beni kendi evinde biraz gezdirmesini istedim. Bu sırada da bana sorduğu soruları yanıtlamaya, aklındaki soruları gidermeye çalışıyordum.

Salona geçtik ve bir bardak kahve ikram etti, kahveyi aldım ve karşıma oturdu. Dünyada kötü bir insan olduğunu biliyordu, kendine sürekli “ben nasıl buraya gelebildim?” diye sorduğunu hissediyordum. Şokun etkisi biraz geçmiş ve içinde bulunduğu yeni yaşantıya alışmaya çalışıyordu ve tabii ki neden Birinci Bölgede olmadığını düşünüp duruyordu. Endişeli bir tavırla bana baktı ve “artık hep burada mı kalacağım?” diye sordu. Kahvemden bir yudum alıp, “umarım” dedim.

Devam edecek…

Blog Yazarak Para Kazanmak

Merhaba, siz değerli okuyucularıma konunun en başından başlayarak hiçbir şekilde para ödemeden nasıl blog yazarak para kazanacağınızı basit bir şekilde madde madde anlatacağım.

UYARI: Adsense, reklam servisleri veya iş ortaklığı değildir.


source

Kripto Para:
Uzun bir süredir gündemde olan fakat şu aralar biraz durulan kripto paraları duymuşsundur. Hani arkadaşlarınızın “bitcoin al kanka çok değerlenecek” dediği şeyleri diyorum. Bir kripto paraya şüphesiz en büyük örnek gerek değeri gerekse ünü sebebiyle bitcoindir. Başka bir örnek ise ethereum. Bunlar kripto para dediğimiz, bir blockchain altyapısı olan, takip edilemez, izi sürülemez, bir borsası olan, genellikle yatırım aracı olarak kullanılan sanal para birimleridir. İnternet üzerinde genellikle “coin” olarak rastlamışsınızdır. Bir de bunların altcoinleri var, bitcoin, ethereum gibi coinlerin blockchainini kullanıp üretilen sanal para birimleri. Örnek olarak en popüler altcoinler; stellar, iota, tron, neo, monero. Bunlar gibi on binlerce kripto para mevcuttur, bunlara https://coinmarketcap.com adresi üzerinden ulaşabilir, maddi değerini ve popülaritesini inceleyebilirsiniz. Bu kripto paraları elde etmek için ise üretmeniz yani mining yapmanız gerekiyor. Üretebilmek için genelikle çoğu coin’in bir blockchain şifresi vardır ve kurulan bir program sonrası bilgisayarınız ekran kartını kullanarak bu şifreleri çözer bunun için de bir miktar coin kazanırsın. Tabi bu miktar genellikle çok ufak olur, bu yüzden asic gibi mining yapmak için özel cihazlar bulunuyor. Bunların çalışma sistemini, nedir ne değildir gibi teknik durumlarını internetten araştırabilirsiniz. Konumuz blog olduğu için fazla detaya girmeyeceğim.


source

Steem:
Yukarıda yazıda bahsettiğim gibi Steem de bir coin yani kripto paradır. Bugün itibariyle 1 Steem = 1.30 USD yani 6TL’dir. Bu coinler bir borsaya bağlı olduğu için fiyatları anlık olarak düşüp, yükselebiliyor. Örneğin geçen hafta 7.5TL’imiş. Geçen ay ise 13TL. Steem’in bir de Steem-Dollars adında bir altcoini mevcut. Bunun da an itibariyle fiyatı 1.05 USD yani 4.93TL. Aşağıdaki adreslerden detaylı bir şekilde fiyat grafiğini inceleyebilirsiniz.

https://coinmarketcap.com/currencies/steem/https://coinmarketcap.com/currencies/steem-dollars/

Steem’i ve Steem-Dollars’ı nasıl ütebileceğinize gelecek olursam, diğer coinlerden biraz farklı yani herhangi bir ekran kartı, bilgisayar vs. kullanmıyorsunuz. Steem’in bir web sitesi var, www.steemit.com adında. Bu sitede yaptığınız paylaşımlar ile bir nevi mining yapmış oluyorsunuz ve karşığında Steem ve Steem-Dollars kazanıyorsunuz.


source

Steemit:
Bu web sitesi aynı facebook, tumblr gibi bir sosyal medya sitesi. Aslında Google Blogspot daha doğru bir örnek olur. Siteye girip üye oluyorsunuz ardından bir onay sürecine giriyorsunuz ve ortalama 3-5 gün içerisinde hesabınız onaylanarak mail adresinize bilgileriniz geliyor. Dolayısıyla bir profiliniz olmuş oluyor ve yazı yazmaya, resim paylaşmaya başlıyorsunuz. Beklemek istemeyenler için ücretli olarak anında hesap satın alabiliyorsunuz onun ücreti de ortalama 5 Steem’e tekabül ediyor.

Steemit de her profilin bir oy gücü var, bu oy gücü steem power olarak adlandırılıyor ve steem power’ın yükseliğin göre verebileceğiniz bir oy miktarı oluyor. Yeni bir hesap açtığınızda ortalam 0.0001 bir oy gücünüz oluyor, yani birilerinin gönderilerine oy vererek ona 0.0001 miktarında oy verebiliyorsunuz, bu oyun bir kısmı sistem tarafından kesiliyor, bir kısmı steem-dollars, bir kısmı steem olarak bir kısmı da steem power olarak hesabınıza düşüyor. Bu steem power cüzdanda biriktikçe oy gücü de ona oranla artıyor yani 0.0001 den, 0.1 lere hata 1.0 lara kadar yükselebiliyor.

Yani özet olarak, siz bir paylaşım yaptığınızda diğer üyeler sizin gönderilerinize oy verdiği için siz hem steem, hem steem-dollars coinlerini hem de oy gücünüzü artıracak steem power kazanmış oluyorsunuz.

“Benim gönderilerimi kim görecek de oy verecek” dediğinizi duyar gibiyim, burada da devreye Steemit Projeleri devreye giriyor.


source

Steemit Projeleri:
Steemit üzerinde çok fazla üye bulunduğu için, real hayatta da olduğu gibi biraz tanıdık ile iş yürüyor. Yüksek steem powerı olan hesaplardan oy almanız biraz imkansızlaşıyor. Bu yüzden sürekli yeni projeler ortaya çıkıyor ve bu projeler steemit tarafından bir miktar yatırım alarak kendi üyelerine dağıtıyorlar. Bu sayede hem üye, hem proje hem de steemit kazanmış oluyor. Örnek olarak; resim paylaşabileceğiniz bir proje Dmania, canlı yayın yapabileceğiniz Dlive, müzik paylaşabileceğiniz Dsound, yazılım ve programlama paylaşımları yapabileceğiniz Utopian ve son olarak bizim için en önemli olan blog yazılarınızı payaşabileceğiniz SteemPress. Bu saydığım tüm projelerin kendi kontrol ve oy mekanizması mevcut. Yani siz onlar için içerik ürettikçe onlar da size Steemit üzerinden bir miktar oy sağlıyorlar.


source

SteemPress:
Bahsettiğim bizim için önemli olan ve yazımın da asıl konusu SteemPress projesi.
Steemit platformu dışındaki blog yazarlarını Steemit’e kazandırmayı amaçlıyorlar, sistemi kullanabilmek için bir WordPress siteniz olmalı ve güzel, güncel içerikler üretmeniz gerekiyor. Ardından projenin eklentisini WordPress sitenize yüklüyorsunuz ve WordPress üzerinden yayınladığınız içerikleriniz otomatik olarak Steemit hesabınızda yayınlanıyor. Bu sayede de SteemPress yönetiminden bir miktar oy alıyorsunuz. Oy mekanizmasının üç kademesi bulunuyor. Başlangıç, orta ve ileri şeklinde. Sistemi ilk kullanmaya başladığınızda “başlangıç” seviyesine oranla düşük bir oy alıyorsunuz bu da ortalama 1-2 Steem Dollars, yani 10-12TL ye tekabül ediyor. Siz özveriyle sürekli içerik üretip blog yazdıkça kademeniz yükseliyor ve ona oranla da daha yüksek bir oy alıyorsunuz. Bu arada günde sadece bir defa oy alabiliyorsunuz, yani iyi bir yazı ile minimum günde 10-15TL bir miktar kazanabiliyorsunuz, maksimum ise 200-300TL ye kadar çıkabiliyor.


source

WordPress:
WordPress benim de bu web sitemde kullandığım bir blog yazılımıdır, bu blog yazılımını kullanabilmeniz için bir adet domain ve hostinginizin olması gerekiyor, bunun yanında az da olsa bir yazılım bilginizin bulunması gerekiyor. Kurulumu yapmak, ayarlarını gerçekleştirmek, temayı kurup düzenlemek ve son olarak SteemPress eklentisini kurabilmek için. Hosting ve domain maliyeti ilk etapta fazla geleceği için burada yardımımıza ücretsiz bir servis olan Timeets koşuyor. Başta da dediğim gibi 1 kuruş bile harcamadan blog yazarak kazanabileceksiniz.


source

Timeets:
Timeets, isminden de anlaşılacağı üzere Steemit bağlantılı bir WordPress->SteemPress entegresi ve danışmanlık sağlayan bir kuruluştur. Açıklamak gerekirse, SteemPress kullanarak para kazanmak isteyen blog yazarları veya yazar adaylarına ücretsiz olarak WordPress web sitesi kurup, ayarlarını yapan, sizi güzel içerikler için yönlendiren, steemit için kazanç önerileri sunan, birebir SteemPress ile ilişkisi olan ama herhangi resmi bir anlaşması bulunmayan, hiçbir şekilde kâr amacı gütmeyen bir gruptur. Web sitesine www.timeets.com üzerinden ulaşıp daha detaylı bilgi alabilirsiniz.


source

Kazanç:
Peki hesabımızı açtık, web sitemizi oluşturduk, yazılarımızı yazdık paramızı kazandık ya şimdi ne yapacağız? Burada ilk başta anlattığım kripto para olgusu devreye giriyor. Çünkü dediğim gibi gönderilerinize kazançlar Steem ve Steem-Dollars olarak yansıyor. Bu durumda bir borsa kullanarak coinleri nakite çevirmeniz gerekiyor. Bunun için iki aşamadan geçmeniz gerekiyor, birincisi Steem ve Steem-Dollars coinlerini kabul eden Bittrex sitesi, bu siteye üye olup birer cüzdan oluşturuyor ve Steemit coinlerinizi bu hesabınıza aktarıyorsunuz. Daha sonra Bittrex üzerinden bu coinlerinizi bozup, gelen para ile Bitcoin, Litecoin, Ethereum gibi hemen her yerde kabul edilen bir coin alıyorsunuz. Litecoin önerimdir, çünkü işlem ücretleri çok çok düşük, akabinde Litecoin’ininizi hazır ettikten sonra Türkiye coin borasası olan Koineks üzerinden bir hesap açıyor ve Litecoinlerinizi bu hesabınıza aktarıyorsunuz. Ardından Koineks üzerinden Litecoinlerinizi bozdurup, banka hesabınızı tanımlayarak elde ettiğiniz parayı Türk Lirası olarak çekiyorsunuz.

İlk etapta işlem biraz karışık gelebilir fakat google üzerinde arattığınızda bir çok resimli, videolu anlatım mevcuttur. Bunları yapamasanız bile Timeets ile iletişime geçerek yardım isteyebilirsiniz, hiçbir ücret talep etmeden para, banka hesabınıza girene kadar yardımcı olacaklardır.

Özet:
Tüm maddeleri özetleyecek olursam yapmanız gereken işlemler şu şekilde;
1- Steemit.com’a üye olun ve onaylanmasını bekleyin, mail adresinize gelen aktivasyon linki ile birlikte hesabınız hazır olacak.
2- Timeets.com ile iletişime geçip bir adet WordPress web sitesi edinin ve SteemPress ayarlarınızı gerçekleştirmelerini isteyin.
3- Açılan Timeets hesabınız üzerinden her gün düzenli içerikler üretip paylaşın ve diğer Steemit üyeleri ile etkileşimde olun.
4- Gönderileriniz para kazanmaya başladıktan sonra ister borsa ile ister Timeets yardımı ile nakit paraya çevirin ve güle güle harcayın.

Vefat Eden Köpeğim: Lucky

Merhaba, sizlerle çok uzak olmayan bir anımı ve yaşadığım üzüntüyü paylaşmak istiyorum. Çocukluğumdan beri hep köpek bakmak ve ufak tüylü bir dost edinmek isterdim. Ailemle yaşarken sürekli ister ama bir türlü izin alamazdım, kendi evime çıktığımda ise işten güçten ve yaşam kaygısından bir türlü vaktim bulamamıştım. Küçüklüğümden beri hep balık, kuş gibi ufak hayvanlar besledim ve köpeği kediyi ise anca dışarıda sevebiliyordum. Yakın bir arkadaşımın köpek sahiplenmesi üzerine ben de bir barınaktan sahiplenmeye karar verdim. Yaklaşık bir hafta boyunca internet üzerinden köpekler hakkında epey fikir edinmeye çalıştım ve oturduğum muhite fazla uzak olmayan bir hayvan barınağı bularak aradım ve cumartesi günü gitmek üzere randevu aldım.

Cumartesi gününden önce bir petshopa giderek hazırlıklarımı tamamladım. Tasma, yatak, oyuncaklar, mamalar, ödül mamaları,  su ve mama kâseleri gibi bir çok gerekli temel ihtiyaçları edindim ve bahçemde bulunan yaklaşık bir metrekarelik barbekü kömürlüğü olarak kullandığım alanı kulübe haline getirerek eşyalarını bir güzel yerleştirdim. Cumartesi günü geldi çattı, gideceğim barınak yürüyüş mesafesi için biraz uzak kaldığı ve aracım olmadığı için bir taksi durağına gittim. Köpek ile birlikte geri gelmeyi düşündüğüm için şoförleri ikna etmem epey zor oldu, nedense el kadar bir bebeği kimse arabasına almak istemiyordu ama sonuç olarak içlerinden biriyle anlaştık ve barınağa doğru yola koyulduk.

Çocuklar gibi şen bir şekilde barınağa vardım ve hemen köpeklerin bulunduğu alana geçtim tek tek hepsine bakıyordum çoğu kapalı alandaydı ama içlerinden bir kaç tanesi salınık durumdaydı havlayarak yanıma geldiler “Beni al!” dercesine. Onları biraz sevdikten sonra barınakta dolaşmaya devam ettim. Köpeklerin bulunduğu alanın hemen üstünde müracat için prefabrik bir ofis bulunuyordu, burada veterinerlik hizmeti de veriyorlardı ve sahiplenme için gerekli formlar, evraklar bu ofiste işleniyordu.
Ofise girdikten sonra bir beyefendi beni karşıladı ve dolaşıp dolaşmadığımı, karar verip vermediğimi sordu ama henüz karar vermemiştim çünkü hepsi birbirinden güzeldi.

Kendisiyle beraber tekrar kulübelerin bulunduğu alana indik, oldukça büyük bir barınak olduğu için heryeri gezememiştim tabiki, beni farklı bir alana götürdü ve orada sadece yavru köpekler bulunuyordu. Alana girer girmez dikkatimi çeken 5 adet yavru köpek olmuştu görseniz el kadar birşeyler. Onların durumunu sordum ve melez yavrular olduğunu, annelerinin öldüğünü vatandaşın da barınağa getirdiğini söyledi. 4 tanesi koruma tellerinin yanına yaklaşmış havlamaya çalışıyorlardı, çok küçük oldukları için sesleri doğru düzgün çıkmıyordu. Arkada bir tane çekingen köpek öyle masum masum bana bakıyordu. İlk görüşte resmen aşık oldum “Onu istiyorum!” dedim hemen ve yetkili bey içeri geçip yavruyu alarak kucağıma verdi.

Kucağıma alıp daha küçücük olan ve avcumun içi kadar olan başını okşayarak yukarı çıktık ve ofise girerek evrak işlerini halletmeye başladım. Bana yavru hakkında tüm sorumluluğu aldığımı belirten ve kimlik bilgilerim bulunan bir formu imzalattılar bu esnada da klinik bölümünde yeni dostumun parazit aşılarını ve pudralama işlemlerini tamamladılar. Hepsi tamamlanınca ilgilerinden dolayı barınaktaki ekibe teşekkürlerimi sundum, beni orada bekleyen geldiğim taksiye binerek eve doğru yol almaya başladım.

🙂

Yol boyunca kucağımdan hiç inmedi masum masum yüzüme bakıyordu hala ve nerede olduğunu anlamaya çalışıyordu. Bense sürekli sevip, okşuyordum. Eve vardıktan sonra gidip yatağına yerleştirdim, mamasını suyunu önüne koydum ve oyuncaklarını da yatağının içine yerleştirdim. Mekan değişikliğinin verdiği şok ile bir süre yüzüme baktıktan sonra uykuya daldı minik yavru. Ben ise hemen karşısına bir sandalye çekerek onu izlemeye başlamıştım. Aradan bir yarım saat geçtikten sonra uykusundan uyandı, biraz su içip hemen yanıma geldi ve ayağımın üzerine uzanıp tekrar uyumaya başladı. Rahatsız etmemek için uzun bir süre o şekilde kalmıştım 

Eve geldiği günden beri oldukça mutlu görünüyordu, ismini Lucky koymaya karar verdim. Benim yanımda şanslı olduğunu düşünüyordum, ona gerçekten iyi bakmaya gayret ediyordum. İlk iki günümüz çok zor geçti, akşamları hava kararınca ağlamaya başlıyordu ben ise hemen dışarı çıkıp severek uyutuyordum. Tıpkı normal bir bebek gibiydi, akşamları üşümesin diye yatağına sıcak su torbası koyuyordum hatta yalnızlık çekmesin diye ufak bir radyo bile koymuştum, kısık sesle müzik dinleyerek uyuyordu. Gün içinde de oyuncaklarıyla oynayıp kendini bana sevdirmeye geliyordu. Ben ise bir yandan tuvalet eğitimi vermeye çabalıyordum.

Üçüncü gün olmuştu, biz günlük gülistanlık geçinirken dışkısında ishal olduğunu farkettim ve sanırım soğuk aldı diye yuvasına battaniye koydum, uyurken sürekli üzerini örtüyordum ama bir türlü rahat edemiyordu dışarı çıkıp geziniyor sürekli benim yanıma geliyordu. Bu durumu telefon ile bir veterinere danıştığımda yavru için soğuk algınlığının kötü olacağını belirtti ve bir kliniğe gitmemi önerdi. Akşam saat 9 civarı olduğu için açık klinik yoktu ve ben de internet üzerinden 7/24 açık olan bir veteriner kliniği bularak hemen taksiye atlayıp yola koyuldum. Orada bir kaç aşı yaptılar ve serum takarak vitamin takviyesinde bulundular.

Eve döndüğümde yuvasına koydum ve hemen uyumaya başladı, o gece hiç sesi çıkmadı ben de sevinmiştim iyileşiyor diye. Sabah kalktığımda gördüğüm manzara karşısında şok oldum. Bahçenin her yerine tuvaletini yapmıştı, ishali devam ediyordu ama bu sefer kanla karışık bir şekilde yapıyordu. Oldukça da kötü bir koku vardı. Biraz sevdikten ve psikolojik destek verdikten sonra internet üzerinden yeniden araştırdım, hastalığının Parvo Virüs yani Kanlı İshal olduğundan şüphelenmeye başladım.

Parvo Virüs’ün, köpeklere solunum ve temas yoluyla diğer köpeklerden bulaştığı, %95 ölümcül olduğu ve atlatmasının çok zor olduğu yazıyordu. Hayli endişelenmiş ve oturduğum muhite yakın, 15 dakikalık yürüyüş mesafesinde bir veteriner kliniği bularak, Luck’yi kucağıma aldım ve yola koyuldum. Kliniğe gittikten sonra veteriner, gribal bir enfeksiyon olduğunu korkmama gerek olmadığını söyledi ve bir tedavi programı hazırladı. Bu programda sabah ve akşam olmak üzere günde 3’er iğne yapılacaktı. İlk seansı uygulayıp bizi gönderdi ve tekrar evimize geldik.

Akşam tekrar aşılarımızı olduk, Lucky fazla sesini çıkarmıyor sadece olanları izliyor gibiydi. O günümüz de öyle geçti ikimiz de uyuduk, sonraki sabah viyaklama sesleriyle uyandım. Sabah daha hava aydınlanmamıştı ve yine ağlamaya başlamıştı, ışığı yakıp dışarı çıktım ve patilerini su kabının içine soktuğunu gördüm. Biraz yanına gidip sevdim ve ne yaptığını anlamaya çalıştım, sonra farkettim ki çok fazla ateşi vardı. Sanırım ateşini düşürmek için böyle bir çözüm bulmuştu, telefonla gittiğim veterineri arayarak uyandırdım ve şans bu ki evi kliğinin hemen üzerindeymiş. Ben yola çıkarken o da kliniği açtı ve ateşi düşürücü, antibiyotik gibi iğneler uyguladı.

Tekrar eve döndük ve 2 gün daha o şekilde iğne olmaya devam ettik ama ishali hâla geçmemişti. Gözleri böyle dışarı doğru biraz kaymış gibiydi ve yürümeye oynamaya hali kalmamıştı sanki. Günden güne değişiklik gözlemlenebiliyordu, iki gün boyunca hiç ağlayıp sızlamamıştı ama. Sevmeye gidince bir-iki okşattırıp geri yatağına yatıyor ve eskisi gibi yanıma gelmiyordu. Tekrar aşılarımızı olmaya gittik ve eve döndük. Bahçeye bıraktığımda ayakta duramadı, hemen düştü yere. Elimle kaldırdığımda tekrar düştü. Düştükten sonra ne olduğunu anlamaya çalışır bir şekilde karnını okşadım ve acılı bir şekilde inlemeye başladı. Panik bir şekilde kucağıma alıp veterinere koştum tekrar. Ben koşar adımlarla yürürken başı kucağımdan aşağı düşüyordu sürekli, bir elimle tutuyordum. Ters giden bir şeyler olduğu belliydi ama aklıma kötü şeyler getirmemeye çalışıyordum.

Kliğine varıp sedyeye bıraktığımda yine ayakta duramadı ve düşüverdi olduğu yerde. Kalbi atıyordu ama hiçbir şekilde hareket etmiyor, gözleri açık bir şekilde yatıyordu öyle. Hekim bana dışarıda beklememi söyledi ve o esnada iğnelerini hazırlıyordu. Çıkmadan şöyle bir göz ucuyla baktım, tam kalbinden bir iğne yaptı. Dışarı çıkıp beklemeye başladım, yaklaşık bir 5 dakika sonra veteriner yanıma geldi ve “Maalesef” dedi…

Kalbi dayanamamıştı minik Luck’min. O an ne yapacağımı bilemedim ve çok kötü oldum, detay vermeyeyim siz de tahmin edersiniz. Bir hafta gibi bir sürede ona çok alışmıştım, bu şekilde bir talihsizlik olmasını istemezdim. Gidip son bir kez cansız bedenine baktım ve vedalaştım. Parvo virüslü olduğu için alıp gömmeme izin vermediler, yattığı yerin üstünden başka bir hayvan geçse dahi bulaşabiliyormuş bu meret. Bu yüzden tıbbi atığa göndermeleri gerekiyormuş. Onu orada bırakmak zorunda kaldım ve klinikten ayrılarak eve döndüm.

Bugün gideli yaklaşık 1.5 ay oldu ve eşyaları hâla bahçede duruyor, bir türü çıkıp kaldıramadım. Kısa bir süre geçirmiş olsak da yeri belli oluyor. Huzur içinde uyu Lucky’m…

24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı Seçimi

Merhaba, bildiğiniz gibi yarın sandıklara gidip oylarımızı kullanacağız. Bir sandıkta, iki pusula üzerinde kullanacağımız oylarımızla yeni Cumhurbaşkanımızı ve milletvekillerini belirleyeceğiz. Bu seçimi önemli kılan en büyük etken, geçen yıl gerçekleşen referandumda kabul gören anayasa değişiklikleri ile gelen Cumhurbaşkanlığı Sistemine geçiş yapılacak olması. Mart ayında yeni gelen İttifak Yasası da yarınki seçimde önümüze çıkacak.


source

Peki nedir bu ittifaklar?
İttifak grupları arasında; iktidar tarafında AKP ve MHP yer alıyor, yani Cumhur İttifakı. Muhalefet tarafındaysa CHP, İyi Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Parti yer alıyor bu da Millet İttifakı olarak adlandırılıyor.
Sandığa gittiğinizde aldığınız pusula ve elinizdeki mühür ile şu şekilde bir yol izlemeniz gerekiyor, Millet İttifakından, CHP’ye oy vereceğinizi kabul edelim. Millet İttifakı çerçevesinde bulunan CHP sütununun altındaki yuvarlağa mührü basıyorsunuz. Bu durumda oyunuz CHP tarafına geçiyor. Oyunuz CHP’ye yazıldığı için ayrı olarak ittifakın ortak oylarına yazılmıyor. Eğer sütunda CHP ambleminin üzerine mührünüzü basarsanız, aynı şekilde oyunuzu CHP’ye yazılıyor. Yani özet olarak CHP sütununun içerisindeki herhangi bir yere amblemi geçmemek üzere mührünüzü basabilirsiniz. Bu durumda oyunuzu CHP’ye gidecektir. İttifak içerisinde mührü sütunun dışına taşırırsanız, yani iki farklı partinin ortasına mührü basarsanız bu durumda oyunuz partiye değil ittifakın ortak oylarına yazılıyor. Yine aynı şekilde ittifak başlığına yada rastgele herhangi sütunlara mührü bastığınızda oyunuz, ittifakın ortak oylarına gidiyor. Bu da demek oluyor ki dairenin dışına taşan mühür, oyunuzu geçersiz kılmıyor sadece sütunlara dikkat etmeniz gerekiyor. Fakat oyunuzu vereceğiniz partiyi belirlediyseniz, tavsiyem seçimin ikinci tura kalmaması için direkt daire içerisine mührü basmanızdır.

İttifakın ortak oyları nedir?
İttifak oyları ilçe bazında toplanır ve partilerin o ilçelerdeki oy kendi aralarında dağıtılır, örneğin İzmir’in Karşıyaka ilçesinde CHP’nin 600 oy, İyi Parti’nin ise 400 oy aldığını yani toplam oyun 1000 olduğunu düşünelim. Ayrıca ittifake gelen ortak oylar da 100 olsun. Bu durumda CHP’ye 60 oy, İyi Parti’ye ise 40 o paylaştırılır. Karşıyaka da CHP 660 oy, İyi Parti ise 440 oy almış olur.


source

Oy kullanmak için ne gerekiyor?
Bu vakte kadar oy pusulalarınız muhtarlık tarafından veya ptt yolu ile size ulaştırılmıştır, eğer ulaştırılmadıysa sabah erkenden muhtarlık bürosuna giderek teslim alabilirsiniz. Oy pusulanızı aldıktan sonra pusula üzerinde ibraz edilen okula doğru yola koyulabilirsiniz. Oyunuzu kullanmaya giderken yanınızda mutlaka nüfus cüzdanınız yahut yerine geçen bir pasaport, ehliyet gibi resmi damgalı bir belge bulundurmanız gerekiyor. Oy kullanacağınız sınıfa girdikten sonra sandık görevlilerinin size verdiği pusulaları ve zarfları iyice kontrol edin. Zarf üzerinde YSK logosu, iki adet verilecek (biri cumhurbaşkanlığı diğeri ise milletvekili seçimi için) olan pusulanın üzerine ise YSK fligranı ve resmi bir mühür olması gerekiyor. Bunların yanında iki adet de mühür verecekler, pusulaların üzerine basmanız için. Eğer bunlardan birinde bile bir problem veya içinizde bir kuşku var ise sınıftaki Müşahit’e durumu mutlaka ibraz ediniz. Gereçlerinizi aldıktan sonra dört tarafı kapalı olan seyyar odaya girerek oyunuzu kullanabilirsiniz. Oy kullanım esnasında telefonunuzu cebinizden çıkarmayınız, pusulaların fotoğraflarını vs. çekmek kesinlikle yasak olduğundan durum farkedilirse rapor yazılacak ve oyunuz geçersiz olacaktır. Eğer oy kullanmayı bilmiyorsanız veya herhangi bir problem dolayısıyla kendi başınıza hareket edemiyorsanız başka bir seçmenden yardım isteyebilirsiniz. Sandık görevlilerin sizinle aynı yere girmesi kesinlikle yasak fakat diğer seçmenler için böyle bir engel bulunmuyor. Son olarak pusulalarınızı mühürledikten sonra tekrar kontrol edin ve zarfa katlayıp koyarak “kesinlikle” yapışırın ve sandığa o şekilde atın.


source

Oy kullandıktan sonra ne yapmalı?
Oyunuzun bulunduğu zarfı sandığa attıktan sonra sınıftan çıkmadan önce isim, soyisim ve kimlik numaranızın bulunduğu listeye imzanızı da atmanız gerekiyor. Sonrasında ise size imzalı bir seçmen kağıdı verilecek, seçimlerin ikinci tura kalması durumunda bu seçmen kağıdını saklamanız gerekiyor. Eğer isterseniz sayımlar başladığında oy kullandığınız sandığın başına gelip sayımı izleyebilirsiniz, bunun için kimseden izin istemenize gerek yok. Sayım bittikten ise sonuç tutanağının bir fotoğrafını çekebilirsiniz. Eğer oy sayımında bir usülsüzlük tespit ederseniz sandık Müşahitin’e başvurarak mutlaka konu hakkında tutanak tutmasını isteyiniz.

🙂

Ben, yani Müşahitlerin görevi 
5 yıldır CHP üyesiyim ve hemen her seçimde Müşahit olarak görev yapıyorum. Bu seçimde de yine aynı şekilde görevdeyim. Muşahit; herkesten önce görevli olduğu okula giderek keşif yapar. Herhangi bir aksaklık olmaması için diğer Müşahitler ile birlikte ortak çalışmalar yürütür. Yanında trafoya kedi kaçması tehlikesine karşın el feneri bile bulundurur. Yanında her daim kalem, kağıt, power bank ve yiyecek, içecek bulundurur. Sandık kurulunun oluşturulmasını, oy kullanma aşamasını, sayım işlemini ve tutanakların tutulmasını gözlemler ve takip eder. Herhangi bir anlaşmazlıkta, oluşabilecek bir üsulsüzlükte durum hakkında tutanak tutarak Genel Merkeze iletir. Sayım sonrası sandık imzalı sonuç tutanağını alır ve İlçe Başkanlığına götürür.

Okuduğunuz için teşekkürler, iyi olan kazansın